artemisartemis 15 Takipçi | 3 Takip
Kategorilerim

Benim Tarzım

Aşk

Diğer İçeriklerim (57)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (15)
27 11 2012

Samimiyetsizlik!...

Samimiyetsizlik!... |  görsel 1

Gün içinde sorulan "nasılsın" en samimiyetsiz soru, verilen "iyiyim" cevabı ise en büyük yalan!.. Devamı

25 11 2012

ZIKKIMIN KÖKÜ!

ZIKKIMIN KÖKÜ! |  görsel 1

  Yarın komşularım bana geliyor ve ben ne yapacağımı bilmiyorum. Ne yapılır bilmiyorum. Nasıl yapılır hiç bilmiyorum.  Bu durumlarda google amca can kurtarıcı görevi görür. Ne kadar gereksiz bilgi varsa hepsi onda, cevabını alamayacağın hiçbir soru yok. Yazıyorsun arama kutusuna “eyvah yarın misafirim geliyor, ne yapsam ki?” diye pat listeleyiveriyor. Uzun bir uğraştan sonra poğaça yapmaya karar veriyorum. Seçiveriyorum sitenin birini, başlıyorum malzemeleri hazırlamaya. Biraz un, biraz tuz, maya, yağ, peynir vs.vs.vs …  Buraya kadar her şey çok güzel.  Un , tuz, maya ve yağı karıştırıp, alabildiğince su koyuyoruz. Alabildiğince! ALABİLDİĞİNCE! A-LA-BİL-Dİ-ĞİN-CE! Ne demek ki bu ya? Ne kadar koyarsan o kadar alır. O kadarla da kalmıyor, hamur kulak memesi kıvamında olmak zorunda, başka yolu yok. Yok kurtarmaz! Su koyuyorum, cıvık oluyor. Un koyuyorum daha katı. Ben su koydukça sıvılaşıyor, un koydukça da katılaşıyor. Yok, bunun bir sonu yok. Sabaha kadar gider bu bu şekilde… Her yer hamur içinde, parmaklarının arasına yapışıyor, ellediğin her yerde bırakıyor kendinden bir parça. İstediği kıvama getiremiyorum bir türlü. Aşağıya indiriyorum, yok. Yukarı çıkarıyorum, yok. Her yer un içinde. İnanılmaz bir şey bu ya, kendi kendine evin her yerine saçıldı. Evet kendi kendine! Evimi bu hale ben getirmiş, evimi bu denli ben dağıtmış olamam. Tamam kabul, hamur yapmak zor iç. Kulak memesi kıvamına getirmek daha da zor... Poğaça mevzusuna hiç girmiyorum bile. Hayır her şey bu kadar zorken komşularımın bu kadar hamarat, bu kadar becerikli olmaları şart mıydı? Geldiğim günden beri envai çeşit yemek getiriyorlar, hani o kadar zor yemekler ki hangi arada derede yapıyorlar bir türlü anlamıyorum. Sanki bütün... Devamı

25 11 2012

Araf

Araf |  görsel 1

Gitmek mi zor, kalmak mı? "Ne gitmeye yeter gücün, ne de kalmaya; arafta bir yerlerde kaybolorsun", işte en zoru bu!... Devamı

13 11 2012

Oya BAYDAR / O MUHTEŞEM HAYATINIZ

Oya BAYDAR / O MUHTEŞEM HAYATINIZ |  görsel 1

          Hangisi gerçek hayatım benim? Kendi yaşadığım mı, onun anlattığı mı? Muhteşem hayatlar, parlak dekorlar arkasında neler saklar? Muhteşem, ışıltılı, kusursuz görünen yüzümüzde, kendi kendimizden bile sakladığımız ne yıkımlar gizlidir? Kendini tanımak kendi gerçeğiyle yüzleşmek insanı nerelere sürükler?   Her kitabın bir ruhu vardır. Her kitap yeni ufuklara götürür insanı, kimi kapıları tekrar zorlar, kimi kapıları ise açılmamak üzere kapatır... Biraz acıtacak ama elinizden bırakamayacağınız enfes bir öykü. O MUHTEŞEM HAYATINIZ ... Devamı

06 08 2012

Yasak aşk!..

                             Banyoya diz çökmüş, elindeki predictore, hemen üstündeki çift çizgiye bakıyordu. Hamileydi. Son yaptığı 6. test de yanılmış olamazdı. Hamileydi işte. Hayatının aşkından, sevdiği adamdan hamileydi.                                     Heyecanlanmıştı, içi tarifsiz bir mutlulukla bürünmüştü. Şaşkındı, bu nasıl olurdu? Sevinçliydi, içinde sevdiğinden bir parça vardı. Yaşadıkları en özel anların somut deliliydi bu. Çok sürmedi bu sevinç, bütün mutluluğu alıp götürmüştü zehirli düşünceleri.                                     Yasak aşktı onlarınki. Yer yoktu böyle bir sevince, asla olmaması gerekirdi bunun.  Hayır, söyleyemezdi bunu adama.  Her şeyini bırak benimle gel diyemezdi. Bile bile seçmişti ikinci kadın olmayı. Onu böylesine bir ikileme sürüklemeye hakkı da yoktu.                                                                 Ya kızarsa diye düşündü! Ya onu suçlarsa, neden tedbir almadın diyerek? . Kürtaj olacaksın diye diretirse, ya  daha da çirkinleşip kasıtlı yaptığını iddia ederse.                                   Hayır, asla söyleyemezdi bunu ona. Her iki durumda da facia ile sonuçlanırdı, mutlaka üzülecekti bir taraf. Bir karar vermek zorundaydı. Ya k... Devamı

31 07 2012

Yılbaşı Gecesi

Yılbaşı Gecesi |  görsel 1

                                            Bir köşe seçti kendine, ıssız, ama herşeyi görebileceği bir köşe. Hamile bir kadın geçiyordu hemen yanıbaşındaki caddeden. Biraz zor adım atıyordu, bacaklarını hafif açmış, sanki bacak arasında onu rahatsız eden bir şey vardı. Tahmini olarak gebeliği 7. ayındaydı. 7 ay önce bugün sevişmişti biriyle. Bir yılbaşı gecesiydi belki de.                                              Kocası maaşını almıştı, çok çalıştığı için bir de prim vermişti maaşının yanı sıra. Ömürlerinde ilk kez  dışarda geçirmek istedi yılbaşı gecesini. Arkadaşını arayıp fikrini sordu. Şık ama ucuz bir yer olmalıydı. Belki biraz alkol de alabilirlerdi. Karar verdiler hepbirlikte gitmeye. Eşi, arkadaşı ve arkadaşının eşi. Rezervasyon yaptırdılar, bir balık reestaurantına.  Biraz geç kalmışlardı rezervasyon için, kapı ağzı olsa da bulmuşlardı boş bir masa. Eşine telefon açıp planlarından bahsetti. Hazırlanmasını istedi. Güzel bir şey giy, gideceğimiz yere hep zenginler gidiyor diye de ekledi. Amca kızının düğününde giymek için aldığı elbiseyi çıkardı kadın. Saçlarını sardı, makyajını yaptı, giyindi ve kocasını beklemeye başladı.                                                Restauranta girdiklerinde küçük çaplı bir şok yaşadı kadın. Herkes baloya gelmiş gibiydi, hepsinin üstünde de gece kıyafetleri vardı.  Bu soğukta üşümüyorlar mı acaba diye düşündü.  Onl... Devamı

28 07 2012

Aşk Dansı

Aşk Dansı |  görsel 1

                           Tam karşısındaydı bir çift göz. Gözbebekleriyle kenetlenmişti  adama. Baştan aşağı süzdü, siyah ayakkabılarını, füme rengi ceketini, ceketin altından göz kırpan krem rengi gömleğini, ceketiyle aynı renkte pantolonunu, pantolonun çizgilerini, kemerini…                            Adam ceketini çıkardı, bir hamlede kıravatını… Özgürlüğünü ilan edercesine fırlatıp attı. Düştüğü yere dönüp bakmadı, almadı gözlerini kadının gözlerinden…                             Kadın  nazik bir hareketli ayakkabının bir tekini usulca bıraktı olduğu yere, sonra diğerini…  Geriye siyah, bacaklarının tüm güzelliğini gözler önüne seren, omuzunda tek askılı elbisesiyle kaldı. Kırmızı ojeli, bembeyaz ayaklarını sergilemek, dikkat çekmek istercesine parmak uçlarına basarak yürüdü.    Bir adım kadın geldi, bir adım adam… Ortada buluştular.   Işıklar söndü   Müzik başladı                                   Adam bir elini uzattı kadına, kadın karşıladı havada. Sanki bu anı bekliyormuşcasına, sanki önceden anlaşmışlar gibi.                                   Adam çekiverdi kadını kendine, diğer elini beline doladı. Ne sıkıca, ne de gevşek…  Ne boğarcasına sahiplendi, ne de umarsızca serbest bıraktı.               &nbs... Devamı

13 07 2012

Mutsuzluk şarkısı

Mutsuzluk şarkısı |  görsel 1

                                  Yorucu bir iş gününde cebelleşirken, arkadaşımdan gelen kahve içme teklifi can kurtarıcı görevi gördü. Özlemişim de hani kız kıza sohbet etmeyi. Evlendi evleneli çok sık görüşemiyorduk. Bu kız arkadaşlar da hep böyledir zaten, evlenip, bir de üstüne çocuk yaptılar mı ara ki bulasın! Yok gece uyuyamadım, yok misafirim gelecek, yok yorgunum, yok çocuk ateşlendi… Dünyanın en meşgul insanları olup çıkıyorlar anasını satayım…   Şehrin en yüksek yerine, göl manzaralı bir kafeteryaya gittik. Kahvelerimizi söyledik. Ve uzun uzun birbirimize baktık. Biz bir araya geldik mi pek susmayız. Birbirimize anlatacak çok şeyimiz olduğundan değil, tamamıyla gevezeliğimizden…  Çok az yaşanırız bu anı; sessiz kalıp, birbirimizin gözlerine bakıp gülmeyi yani. Erkek olsaydı hiç şansı yoktu. Hemcinslerim arasında çok azı bende böylesine hayranlık uyandırmıştır. Hayatımda gördüğüm en seksi dişi, en akıllı hatun, en sohbeti hoş insan. Çok da kültürlüdür hani. Saçma sapan kıskançlıkları olmaz, kapris yapmaz. Candır o can.   “Nasıl geçti senin büyük aile yemeği” sorusuyla bozduk sessizliğimizi. Kısaca özetlemem gerekirse “Nazikçe gülümse ve içinden küfret” …  Bilirsin işte bizimkileri diyerek gülmeye başladık… -    Sen neden evlenmiyorsun diye tutturdular. Biliyor musun bazen onları hiç anlamıyorum. Ağızlarını açtılar mı şimdi ki aklım olsa evlenmezdim derler, hem de neden evlenmiyorsun diye kafa &... Devamı

10 07 2012

AİLE BAĞLARI!..(mış)

AİLE BAĞLARI!..(mış) |  görsel 1

                                             Uzun zamandır ilk kez bir araya geldik bütün aile. Babam, babamın eşi, tüm kardeşleri ve tabi ki babaannem… Hiç yapmadığım bir şey yapıp, bütün aile yemeklerine eşlik ettim. Sanırım özlemişim kalabalık, gürültülü, kahkaha dolu aile yemeklerini.  Belki de bir aile sıcaklığıdır özlediğim bilemiyorum… Babamın davetini geri çevirmedim. İşten erken çıktım o gün. Büyük bir keyifle evlerine gittim. Lahmacun varmış yemekte, ben yemiyorum ama olsun. Bu anın tadını çıkarmalıyım. Çocuklar açtı kapıyı, kim kimin çocuğu uzunca bir süre ayırt edemedim.   Yalnız kalmak istediğim zamanlar dışında çocuk cıvıltısını hep sevmişimdir. Onların bir şeyler kırıp  dökmesi, zararlı aletleri gösterip “bu ne işe yarıyor” cümleleri beni hep güldürmüştür.                                              Çok geçmeden bir önlük uzattılar. Biraz tuhaf geldi başta ama alıştım. Elime bir soğan tutuşturdular.  Soğan doğramasını unutmuşum keza. Halamın çaktırmadan ellerime bakışı, ah be beceremiyorsun sen iç seslerini duymuş kadar oldum. Ne bakıştır o, alttan alttan göz süzmeler, dudak bükmeler, küçümseyici bakışlar…                  ... Devamı

22 05 2012

Komşu mu?, Yok ben almayayım!..

Komşu mu?, Yok ben almayayım!.. |  görsel 1

Çok sinirliyim bugün. Evimi mi değiştirsem, komşuları mı öldürsem karar veremedim. Nerde yanlış yapıyorum bilmiyorum, yamuk olan ben miyim, insanlar mı çok vıcık vıcık çözemedim.   Kendi hayatımda ve çevremde çok aksi biri olarak bilinmeme rağmen, hangi ara komşuluk ilişkilerine başladım bilmiyorum, tam bu noktayı kaçırmışım.   Ben neden yalnız kalamıyorum isyanlarının dibine vurmuş, kudurmuş aslan misali dolanıyorum saatlerdir evin içinde.   Hafta sonları pek durmam evde. Hoş, otel gibi kullanmanın ötesine gitmedi benim evle olan ilişkim. Sabahtan akşama kadar işte veya okuldayım. Akşam gelip duş alıp geri çıkarım dışarıya. Gecenin bir yarısı dönüp, biraz kitap, biraz TV, biraz internet derken uyurum…   Bazı zamanlar evde oturmayı özlüyorum. Şöyle yalnız başıma, sessiz sedasız, kendi halimde… Eve adımımı atmamla kapının zili çalması arasında beş dakika ya var, ya yoktur. Apartmanın bütün çocukları tek tek yoklarlar. Artemis abla bak annem aldı, nasıl, güzel mi elbisem? Çok tatlı olmuşsun, prenses gibi hatta… (arabayı da arkaya park ettim, nerden anladınız evde olduğumu ya?) Artemis Abla ben yaptım bu resmi nassı olmuş? Çok iyi, bence sen çok yeteneklisin. ( bir rahat vermediniz ya!!!) Artemis abla su verir misin? Ee evet de…. ?!?! (lan anan baban yok mu senin, bir siktirin gidin ya) al canım suyun Artemis abla Caner (komşu çocuğu) beni hep dövüyoo (o zile basan ellerinizi kıracağım veletler, siz de rahatlayacaksınız ben de) Ben hangi ara apartmandaki bütün çocukların ablası oldum? Kim getirdi lan beni buraya?   Danaları yetmiyormuş gibi, anaları da geliyor zırt pırt. Yok, çocuğu ateşlenmiş, yok ishal olmuş, yok kimseyle anlaşamıyorlarmış bla ... Devamı

13 05 2012

Anneler günü!

Anneler günü! |  görsel 1

                      Bugün anneler günü, annemi kaybedeli 7 yıl oldu. 13 mayıs Pazar günü öğleye doğru dünyaya gelmişim, bir anneler günü. Bugün doğum günüm, annem beni dünyaya getireli 28 yıl olmuş.                        "Hiç beklenmedik bir anda geldin, anneler günü hediyesi gibiydin" deyip dururdu. Annesiyle bir türlü anne kız olamayan, annesini bir türlü affedemeyen, asla anne olmayacağım diyen biri için, böylesine bir günde dünyaya gelmek bir haksızlık gibi, bana bile biraz fazla sanki.                         Üzüntü falan değil, kötü anılarım canlanıyor. Kim ister ki doğduğu günde başka özel günün gölgesinde kalmayı. Hele ki anneler gününde doğmayı? Sizi bilmem ama ben hiç hoşnut değilim bu durumdan!                       Yarın doğum günüm. Harika bir yerde, hayatımın aşkıyla bir sürü program yapmışım ve zihnim sikilmiş durumda.                       İstemeden, hiç istemeden bu anı, yarının heyecanını yaşayacağıma annemle ilgili aptal saptal anılarım dolanıyor zihnimde.                       Dalıp dalıp gidiyorum tabi. Ben buradayım, ruhum çocukluğumda, zihnim hangisini... Devamı

07 05 2012

Değişim!..

Değişim!.. |  görsel 1

                             Her insan parmak izleri gibi farklıdır birbirinden. Her insanın oluşturduğu hikâye farklıdır. Her hikâyedeki rolü başkadır. Roller aynıdır bazen, farklı olan hikâyedir. Bazen de aynı hikâyede başka biridir, başka bir kimliğe, başka bir role bürünmüştür.                               Hayat matematiklerdeki gibi kesin değildir. Hele içinde insanın olduğu hiçbir şey aynı değildir.  Yere, zamana, mekâna, karşısındaki kişilere, o andaki şartlara göre değişir her şey. Hal böyleyken nasıl keskin olabilir bu denli insanoğlu? Nasıl ben böyleyim diyebilir? Nasıl bunu asla yapmam diyebilir? Ben asla biriyle yatamam!  Belki yanında huzurla yatacağın biri olmadı hayatında? Ben aşırı sevgi gösterilerinden hoşlanmam! "Beni sevgiye boğsun" diye yalvaracağın, sana her "seni seviyorum" dediğinde havalara uçacağın biri çıkacak karşına desem? Ben yalan söylemem! Yaptığın, istemeden yaptığın bir hata, o hata yüzünden her şeyi kaybedeceğini bilsen de mi? Ya da birinin, hayatında çok önem verdiğin birinin hayatını kurtaracak bir yalan olsa da mı! Yalnızlıktan hoşlanmam! An gelecek birkaç dakikalığına bile kendinle baş başa kalmak isteyeceksin desem?                             Öğrendikçe, büyüdükçe, yaşadıkça, yaşlandıkça emin olduğum bir şey var ki o da hiçbir şeyin sandığımız kadar net, keskin,... Devamı

24 04 2012

Adı yok

Adı yok |  görsel 1

                       Çok uzun zaman olmuştu onu görmeyeli, bir asır gibi, yitip giden bir ömür kadar acı ve ani. Gözlerine değdiğim an anladım, zaman o gidince durmuştu, kıyıda bir yerlerde kalmıştı yaşamak. Yarın kalan bir aşk hikâyesi kadar acı değildir hiçbir şey demişti bir keresinde babam. Ben biliyordum ondan daha çok acı veren aldatılmak vardı bir de.                         Onsuz kalmak mı daha acıydı, onun tarafından aldatılmak mı hala ayrımını yapamıyorum. Hala bir şeylerin kavgasını edip duruyorum, hala bir şeylerin arafındayım. Ortada bir şey yok, ya da aksine tek bir şey var geriye kalan, ben. Sadece ben. O çoktan gitmişti.                        Ne zaman terk edildiğimi, beni hangi masalarda terk edip gittiğini, daha dün gibi koparıp attığı yeri biliyorum. Çünkü hala ordayım.                        İşte adı konmamış, ne kavgası bitmiş, ne de aşkı dedirtecek bir masaldı bizimkisi. Belki de yalnızca benim masalım.                          Benim bir yerlerde bıraktığım hayatı sen nasıl devam ettirdin diye düşünürken ben sen çoktan yol almışsın, yüzünden okuyabiliyorum bunu. Gülüyorum ama kalbim kırık. Biliyorum hiçbir zaman da düzelmeyecek. Bitmeyecek bu kavga.   Ama karşımda olmasından, uzanacak kadar yakın olmasından mutluyum. ... Devamı

21 04 2012

S'onsuz son...

S'onsuz son... |  görsel 1

                           Trafik çok yoğun yine, tahammülsüz insanlar arabalarının kornalarına yüklendikçe fark ediyorum bu durumu. Neden acele ettiklerine anlam veremiyorum. Gitmek istedikleri yere bir an önce varma güdüleriyle kaçırıyorlar bu anın tadını.                           Birçoğu 10 dakika sonrası yaşıyor, orda yoklar bile. Kimi işyerine varmış, ha gayret işlerini bitirmeye çalışıyor, kimi bankada sıranın kendisine gelmesini bekliyor, kimisi de sevgilisinin kollarında.                                Yemyeşil bahçeli bir kafeteryada buluyorum kendimi, trafikten çok sonra. Masalar dışarı çıkmış, mis gibi bir havanın yanı sıra rengârenk çiçeklerin eşlik etmesine fırsat tanıyor. Bütün bu güzellikleri aynı anda sunuyor bir yerde.                             Bahçe kalabalık olduğu için içerde oturmayı yeğliyorum. Kalabalık ve güzel manzara yerine sessiz ama kapalı bir ortamı tercih ediyorum.                               Cam kenarında bir yer seçiyorum. Çok geçmeden dikiliveriyor garson yanı başımda. Ne alırsınız hocam diyor. Rahatsız oluyorum bana böyle ithaf etmesinden. Şuan görev başında değili... Devamı

19 04 2012

Yalnız ve karanlık

Yalnız ve karanlık |  görsel 1

                      Şehir susmuş, insanlar çekilmiş içine. Hafiften rüzgâr, ahenginde dallarıyla eşlik eden ağaçlar. Saygıyla eğilir önünde, bu selam bana mı, rüzgâra mı bilemedim…                      Sitenin önü araba dolu, aracımı park edecek yer yok. Kafam bulanık, dilimde edepsiz, hadsiz bir küfür… Fonda ne olduğunu bilmediğim, "beni sen mi sarhoş ettin, içtim iki kadeh şarap mı" iç seslerimin replikleri eşliğinde, hayranlıkla dinlediğim bir ezgi.                        Kalbimin derinliklerinde bir kıpırtı… Serbest kalmış,kendini koy vermiş bir sevgi seli.                      Hemen yanı başında “dur, yavaş ol” diyen çatık kaşlı bekçi. İzin yok, geçit vermez. Bırakmaz yaşayayım doyasıya, ikna olmaz, laftan anlamaz. Neden bırakamaz insan kendini? Neden sürekli tetikte olmaya zorlar? Anlamsız, güçlü mü güçlü bir koruma hali. Açmak isterken her şeyi, olduğu gibi, bir tarafı hep kapalı,karanlık uçsuz bucaksız… Bu şehir kadar kalabalık, bu şehir kadar yalnız ve karanlık…     Üşüyorum. Hayır, soğuktan değil. Soğukları sevdim oldum olalı. Beni üşüten soğuk değil. Adını koyamadığım duygular. Tanımsız, saçma, anlamadığım, anlamak istemediğim duygular.   Yaralıyız diyor, sorduğum tüm sorular!      &... Devamı